Nevruz bayramının tarihi ve gelenekleri
Dört çarşambadan bayram sofrasına kadar — baharın gelişini karşılayan en eski bayramımızın gelenekleri.
Nevruz, Azerbaycan halkının maddi ve manevi değerlerini kendinde toplayan büyük bir kültür olayıdır. Bayram kışın bitişine ve baharın gelişine — gece ile gündüzün eşitlendiği güne — adanmıştır. Kökleri çok eskidir ve bugün de Azerbaycan'da, Türk dünyasında ve pek çok komşu ülkede coşkuyla kutlanır.
Sovyet döneminde Nevruz resmî olarak kutlanmıyordu, ancak her Azerbaycanlı aile asırlardan gelen geleneğe sadık kalarak bayramı kendi evinde yaşatıyordu.
Bayrama dört hafta kala hazırlık başlar: Su, Ateş, Yel ve Toprak çarşambaları. İnanışa göre ilk çarşambada su yenilenir, ikincisinde ateş, üçüncüsünde yel uyanır, dördüncüsünde ise toprak canlanır ve bahar kapıyı çalar.
Ahır Çarşamba akşamı ateşler yakılır, büyük küçük herkes üzerinden atlayarak «Sarılığım sana, kırmızılığın bana» der. Ateş suyla söndürülmez; söndükten sonra külü evden uzağa götürülür — yılın ağırlığı da onunla birlikte gider. Akarsuyun üzerinden atlamak da eski yılın yükünden arınmak sayılır.
Bayramın gelenekleri sayısızdır: şapka atmak, kulak falı, yüzük falı, yumurta tokuşturmak, semeni yeşertmek. Kos-kosa meydan oyunu, Keçel ile Kosa'nın şakaları bayramın en sevilen sembolleridir.
Bayram sofrasına özel önem verilir: sofrada adı «s» harfiyle başlayan nimetler — sumak, sirke, süt, semeni, sebze — bulunmalıdır. Ayna aydınlığı, mum ışığı ve ateşi temsil eder, boyalı yumurtalar sofrayı süsler. «Bayram günü evde olmayan yedi yıl evine hasret kalır» derler — bu yüzden yılın ilk günü herkes evde olur, gece boyunca ışıklar söndürülmez.
1637'de Azerbaycan'da Nevruz kutlamalarına tanık olan seyyah Adam Olearius, müneccim güneş saatiyle gece-gündüz eşitliğinin anını belirleyip «Yeni yıl geldi!» diye ilan eder etmez yaylım ateşleri açıldığını, şehrin kulelerinden müziğin yükseldiğini yazıyordu. Bugün de Nevruz aynı sevinçle karşılanır — sofralar donatılır, birbirimize hediyeler götürürüz.
Süfrə